Şaban OK kimdir, bize biraz kendinizi tanıtır mısınız?

Kafakağıdıma göre 1964 de Hacılar’da doğmuşum.. Halk ozanı şair bir babanın oğluyum. Lise 2 den terk iken 10 yıl kadar sonra ancak diploma almayı akıl edebildim.. Babam halıcılık yaparken model kağıtlarının arkasına gazete yapardım kafama göre ve gelen gidenin resimlerini çizerdim… Babam çok kızardı.  Hayata ve çevreye fazla ilgisiz, devamlı başkalarının gölgesinde kalan bir çocukluğum oldu… Şimdi bile bunun etkisinde olmalıyım ki; hiçbir zaman liderlik vasfı taşıyamadım. Hayattan kaçtım kısacası…Tabelacılık tan tutun da, diş teknisyenliğine kadar her işte çalıştım.. Ama dedim ya hayata fazla ilgisizdim, bu ilgisizlik daha da devam ediyor gibi…  1989 yılında bütün ümitlerimin bittiği bir anda İstanbul’dan bir gazete beni arayarak  oraya gelmemi istedi.. işte basın ve fotoğraf, karikatür o zaman ivme kazandı.. 7 sene kadar kafamı bir yere kaldırmadan bu işlerde çalıştım. Karikatür daha ağır basıyordu o yıllar.. Çünki vurduğunuz yerden çok ses geliyordu.. Kayseri’ye dönüşümde  4 yıl kadar bakkallık yaptım. Bir müddet Boydak şirketlerinde çalıştım. Oradan Kayseri Büyükşehir Belediyesine bağlı KASKİ’de çalışmaya başladım. Halen burada Kanal Arıza  bölümünde  çalışan bir işçiyim.

Fotoğrafa başlama öykünüzden kısaca bahseder misiniz?

Arkadaşıma kızdım ve bir fotoğraf makinası aldım..  Ama yani ona da fotoğraf makinası denirse..  1985 yıllarıydı galiba bu işi yapmam gerektiğini sezmiştim.. Eğer kaliteli bir makine ile başlamış olsaydım ve önümde bir örnek alacağım insan olsaydı   çok daha iyi  işler çıkartabilirdim… Profesyonel ilk makinamı 1991 yılında aldım.. Makinam daha duruyor.

Yaşamınızda diğer şeylere göre fotoğrafı ayrıcalıklı kılan ve sizi ona yönelten sebepler nelerdir?

Görselllik açısından fotoğraf işlemek daha zevkli.. Fotoğrafı çektiğiniz an elinizde olabiliyor.. Fotoğraf işi daha popüler ve diğer sanatlara göre daha kolay… Çünkü hangi sanatta olursa olsun sıfırdan başlayarak elinizle, maharetinizle yapabileceğiniz işler sınırlı.. Eğer resme maharetiniz yoksa ressam olamazsınız..  Eğer resim çizebiliyorsanız; karikatür, ebru, hat çalışabilirsiniz..  Ben hattat olmadım çünki çok zahmetli.. Ama gençliğimde çok güzel Türkçe harfleri işleyerek, çizdiğim  resimlerin üzerine işlerdim.. Kısacası benim için hat sanatı da zor bir şey değil… Kısacası fotoğraf çekmek, diğer ‘sanat’ sayılan işlere göre daha kolay.

Geriye dönme imkanınız olsaydı fotoğrafa tekrar nasıl başlardınız? Pişmanlıklarınız var mı?  

Ne yapar eder iyi bir makine alırdım ve mutlaka bir geniş açım olurdu… Kayseri ve İstanbul’da yaşadığım yıllara bakıyorum da… çok şeyin fotoğrafını çekmemişim.. Hep dar çerçeveden bakmışım.. Şimdi olsa kesinlikle şehri baştan aşağı çalışırdım…

Fotoğrafla ilgi aldığınız eğitimler  nelerdir?  

Hiçbir eğitim almadım.. Ustam yok, kalfam yok. Ama karanlık  oda eğitimini işim icabı mecburen aldım..

Güncel olarak fotoğrafla ilgili ne gibi faaliyetler içerisindesiniz?

Mümkünse eğer her zaman makinam yanımdadır.. Geniş imkanlara sahip olmadığım için yakın  yerlere gidip çalışmayı tercih ederim. Ara sıra yarışmalara katılır, internetteki fotoğraf sitelerinin bazılarına fotoğraf yüklerim.

Varsa karma ya da kişisel sergiler/katıldığınız yarışmalar nelerdir?

Kişisel olarak 1 kez Kayseri’de, 1 kez İstanbul’da sergim oldu. Karma olarak UFAD’la yaptığım sergiler var. Katıldığım ve sadece sergileme aldığım yarışmalar var… Çok başarısız bir fotoğrafçıyım ondan olsa gerek ki, hiçbir yarışmada dereceye giremedim.

Fotoğrafta tematik çalışmayı tercih ediyor musunuz?  

Anladığım kadarıyla asıl konu, öz demek istediniz.  Konu herşeydir. Çalışmaya başlamadan önce mekanı gezerim.. Birçok fotoğrafımı önceden zemin etüdü yaparak çekmişimdir. Ya da iş icabı gezdiğim yerleri kafama yazarım.. Eğer bir mekanda fotoğraf hissedersem, ‘günbatımı, dolunay vs…’ gibi… o günün tarihini yazarım…Uygun zemin bulduğumda, ışığı yakaladığım  an hiç beklemem.. .

Fotoğraf anlamında sizi en çok heyecanlandıran konular hangileri?

Elbette ki ters ışık. Özellikle insan silüetleri beni çok heyecanlandırıyor.. Akşama yakın,  insanların yüzlerine, ellerine vuran ışığı çok seviyorum. Manzara fotoğraflarında  ise renkler çok hoşuma giderse çalışırım.   ·

Fotoğraf çalışmalarınız esnasında etkisi altında kaldığınız herhangi bir olay var mı? Ya da bir anınız?

Herhangi bir mekana gidip te, tam elim boş döneceğim derken değişik fırsatların çıkması bana devamlı şunu öğretti: Fotoğrafçı her zaman gözünü açık tutmalı… Böyle şeyler başıma çok geldiği için bu duruma çok seviniyorum. Bu hayatıma kadar elbette başımdan çok belalar geçti.1991 yılıydı galiba… İstanbul’da Karaköy’de önceden balıkçılar vardı. Akşamın geç satlerinde  Fotoğraf ustası Sami Güner’in bir fotoğrafından etkilenerek ben de böyle bir fotoğraf çekmek istemiştim.. Bir poşete koyduğum makinam ve tasarımını kendim yaptığım üç ayakla balıkçılara tam yaklaşmıştım ki 10-15 tane balıkçılara ait köpek üzerime yürüdü… Hayatımda hiç köpekten korkmadım.. Bu cesaretle ben de koşan köpeklerin üzerlerine yürüdüm.. bağırdım.. poşetim yırtılmış köpekler kaçmıştı… Tam geri dönecekken köpekler bir daha saldırdı.. Etraftaki balıkçılara bağırarak köpekleri çekmelerini söyledim.. Çok çaresiz kalmıştım.. Köpekleri çağırdılar. Balıkçılar bana bir iki nasihat verdiler tabiiki… Fotoğraf çekerken bana özellikle ‘yassah hemşerim…’ diyenlere çok sinir olurum ve hiç geri adım atmam. Gerekirse dövüşürüm… Birçok hatıram da böyle var.   ·

İyi fotoğraf sizce nedir?

Fotoğrafa bakan insan ondan zevk almalı… Fotoğrafta öyle şeyler olmalı ki bakan insan kendini bulmalı.. Hayatından kareleri görmeli. Söylemek isteyip te söyleyemediği, bakıp ta anlatamadığı şeyleri bulmalı… Fotoğrafın ışığı, konusu.. . yani kısacası tadı, tuzu yerinde olmalı. Biz şair değiliz ki şiir yazalım, edebiyatçı değiliz ki roman yazalım… Ama şiir tadında, hikaye tadında fotoğraflar çekmeliyiz.   ·

Fotoğraf dünyasında tepki duyduğunuz durumlar var mıdır? Varsa nelerdir?

Ben tepki duysam herşey değişecek mi? Ben kendimce  iyi fotoğraf çektiğimi zannediyorum… Ama her nedense fotoğraflarım galiba görmezden geliniyor.. Bazı elit insanlar bir fotoğraf çekse yer yerinden oynuyor.. İnternet sitelerinde, özellikle çok rastladığım bir şey var.. Al gülüm ver gülüm. İnsanlar inanın çok kıskandıkları için fotoğraflarıma  yorum bile yazmıyorlar.. Ama bunlar benim fotoğrafımı etkilemez. Ben duygularıma göre yaşayan insanım.. Bazen üzülüyorum ama kısa sürüyor..  Bazı şeylere küssem de fotoğrafa küsmem.. ·

Beğendiğiniz yerli ve yabancı  fotoğrafçılar kimlerdir? Özellikle etkilendiğiniz biri var mı?

Sami Güner hayatıyla, fotoğrafıyla beni en çok etkileyen bir ustadır. İbrahim Zaman çok karakterli, fotoğrafçılara her türlü bilgiyi kendine saklamadan aktarabilen, ışığı, konusu ile fotoğrafı okuyan bir ustadır.. Konu seçimleri devamlı beni etkilemiştir.. Gültekin Çizgen  de beğendiğim fotoğraf ustalarından biridir. Dünya fotoğrafçıları arasında ise ‘Rarindra Prakarsa’ beni en çok etkileyen fotoğrafçıdır.

En çok hangi fotoğrafınızı seviyorsunuz?
Ters ışık çalıştığım bir çok fotoğrafımı seviyorum.. ‘Hepsi benim çocuklarım’ gibi bir söz savuşturmasını da sevmiyorum.. Ama bir fotoğrafım var ki, o fotoğrafı aynı yerden bir yıl evvel  çekmiştim.. Ama böyle bir ışık yoktu.. Daha önceden hazırlıklı olduğum için gayet güzel konulu, soft ışıklı bir fotoğraf ortaya çıktı. O fotoğraf ters ışıkta yürüyen üç çocuk. Gene bir ters ışık çalışmam olan ve negatif  filmle, şimdi yerinde olmayan bir üstgeçitten çektiğim, koşan iki çocuk fotoğrafı var.. Bu fotoğrafın en güzel özelliği şimdi bu üst geçidin yerinde olmayışıdır. Kayseri tren garında bir kış akşamı  çektiğim fotoğraf ta sevdiğim fotoğraflarımdandır. Gene negatif filmle çektiğim, Kayseri Hunat Hatun camiindeki namaz kılan birinin fotoğrafı benim hayatımda belki de bir daha hiç çekemeyeceğim bir fotoğrafımdır. Bu fotoğrafımın en güzel yanı internete ‘namaz fotoğrafı’ yazdığınızda nerdeyse her yerde bu fotoğrafımın olmasıdır.saban_ok1Ters ışık fotoğrafları

Genelde fotoğraflarınızda ters ışık kullanıyor olmanızın fotoğrafik bir yöntem olmasının  haricinde başka bir nedeni var mı?Resme başladığımda, ‘desen’ çalışmaları yapar bunları değişik dergilere gönderirdim.. Bazı ressamların bu tarz gölgeli, ters ışığı hatırlatan   çalışmaları çok hoşuma giderdi.. Bazı fotoğraflarım bütünüyle gölge teması içerir.. Bazı fotoğraflarım da ise hafiften bir ışık düşer insanların yüzlerine. Işıkla resim yapılmıştır sanki.. Ben de onu yapıyorum. Bir de  bazı saatlerden sonra ışık çok soft hale geliyor. Işığı kullanma süresi uzuyor, fotoğrafçıya çok fırsatlar doğuyor.. Güneş ışığının saçlara vurduğu zaman verdiği kırmızıya benzer rengi başka saatlerde  bulamayız zira… Akşama yakın saatler bana  ölümü hatırlatıyor.. Gerçek sebebi bu olabilir… Son anlar, son fırsatlar,   son       ışıklar.Işık bana diyor ki: Haydi et gayret, gidiyor hayat…

Fotoğraf dışında başka amatör uğraşılarınız oldu mu? Oldu ise, nelerdir? 
Hiçbir işimi amatörce yapmadım.. Profesyonel karikatüristim.. Karakalem ressamıyım..  Ebru çalışmayı çok isterdim… Şimdi ise yamaç paraşütü yapmak istiyorum.. Ata binmek,  dağlarda yürümek.. bir de yüzme öğrenmek isterdim… Yamaç paraşütü ile yukardan fotoğraf çekme gibi garip bir düşüncem var..

Fotoğraf herkesin kolayca yapabileceği kadar basit bir şey midir sizce? Toplumda yaygın olan bu algılayışa göre sizin düşünceleriniz nelerdir?

Eline her sazı alan ozan olamıyor, her fırça alan ressam olamıyor.. ama nedense eline her makina alan fotoğrafçı oluyor… Aslında olamıyor ama birileri buna ‘dur’ demiyor. Niçin: Kimseyi kırmak istemiyoruz.. Ve bu piyasada fotoğraf simsarları bu insanlardan çok para kazanıyor….  40 bin ‘asa’lık makinanın  bana ne faydası olabilir? Ben gene aynı fotoğrafımı çekerim..  Fotoğrafa başlayan arkadaşlar konu seçiminden çok makine seçimini tercih ediyorlar. Başkalarının beğenmesine aldırmadan, eleştirilere aldırmadan fotoğrafçı önce kendisine ne istediğini sormalı. Yani ben bu işi niçin yapıyorum? Ne anlatmak istiyorum? Benim hangi duygularımı hangi tarz fotoğraf ifade eder? Bir de eğer bu işi gerçekten benimsiyor iseler kendilerine bir model, bir fotoğraf  ustası seçmeliler… Yeri gelmişken Neşet Ertaş’ın saz çalanlara bir sözü vardı: ‘Sazı elinize aldığınızda tıngırdatmayacaksınız. Gönülden çalacaksın…’  Ürettiğimiz şeylerin kalıcı ve kaliteli olması o işi ne kadar benimsediğimize bağlı.   ·

Geleceğe yönelik fotoğraf hedefleriniz ya da hayalini kurduğunuz projeleriniz var mı?

Bazı şeyler düşünüyorum ama.. vikit ve nakit yok… Bir de projeleri kimseyle paylaşmak istemiyorum… Bazı sebeplerim var kendimce.  Fotoğraftan çok belgesellere kafayı taktım bu günlerde.. Bir de fotoğraflarımın kitaplaşmasını çok istiyorum. Bu daha kalıcı olduğu için hedefimde  böyle bir şey var. ·      saban_ok113

Fotoğraf derneklerinin fotoğraf dünyasındaki yeri sizce nedir?

Ben dernekleşmenin özellikle yeni başlayan arkadaşlar için çok faydalı olduğunu düşünüyorum.. Ben gençken böyle bir dernek olsaydı keşke. Dernekler arasında irtibatın artması, belki yutdışına çıkışımızı kolaylaştıracaktır. Belki de  bir sanat galerisi açmamıza vesile olacaktır.. Fotoğrafçı tek başına ulaşamadığı fotoğraf ustalarına dernekler sayesinde ulaşabiliyor. .

Eminiz ki elinizde bir çok fotoğraf vardır. Bunlarla ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Evet arşivimde negatif, dia ve dijital çok fotoğrafım var… Ölmeden evvel bunları pazarlamayı düşünürdüm.  Bunların yok olmasını istemem.. En azından üyesi olduğumuz dernek bir site kurarsa, fotoğraf bankası gibi… Veya bir kitabım olmasını isterim..  Gençken birçok hastahanede, bankada, restoranda fotoğraflar görürdüm ve derdim ki: benim fotoğraflarım da en az bunlar kadar güzel. Acaba kimi torpil olarak kullansam ki buralara benim de fotoğrafım asılsa…

Fotoğrafçılık hayatınızda sizi en çok üzen şey nedir?

Kısa zaman evvel bilgisayarımdaki harddiskin yanmasından dolayı bütün bilgilerim, dolayısıyla fotoğraflarım da gitti… Aslında dvd’ye aktarıyordum…o kadar uğraşım uçtu gitti.. Ama kısa zaman sonra fotoğraflarım kurtarıldı…Film olsaydı başına bir şey gelmezdi.. Zira nerdeyse 20 yıllık dialarım, negatiflerim daha duruyor..

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir