İzlanda’ya Mart 2014’ de yaptığımız fotoğraf turumuz İstanbul-Oslo , Oslo-Reykjavik arasında yaklaşık 9 saatlik bir uçuşla başladı. Küçük bir İzlanda’lı çocuğun “okyanusta bir tükürüğe benziyor” diye tanımladığı bu güzel ada, gerçektende uçaktan bakıldığında masmavi deniz üzerinde bembeyaz bir leke gibi….

Iceland buz ülkesi anlamına geliyor, 103.000 km2 yüzölçümü, 350.000 civarında nüfusu  ile küçük değil ama sakin bir ada. Bu az sayıda nüfusun yarısı başkent Reykjavik’ de yaşıyor.  İstanbul gibi mega bir şehirden gidince kendimizi gerçekten ıssız bir adada hissettik.

İzlanda, Atlas Okyanusunda bir Avrupa ülkesi. Bilinen Avrupa ülkelerinin aksine sıcacık, sevecen, yardımsever ve hayatımda gördüğüm en  temiz insanlara sahip. %95’i Hristiyan, dili Islenka (eski Norveç dilinin değişikliğe uğramış hali) , geçim kaynakları Turizm ve Somon balıkçılığı.

Reykjavik alışılagelmiş Avrupa başkentlerinden çok farklı, rahatlıkla şehri yürüyerek dolaşabiliyorsunuz. Çok ıssızmış gibi görünsede geceleri renkli restorant ve canlı müzik yapılan barları şehri canlı tutuyor.

Reykjavik’de sahile yakın tuttuğumuz Guest house denen tipik Norveç evimiz ve kiraladığımız minibüsümüzle bu güzel ve çok özel adayı gezmeye başladık.

Sizlerle bu bölümde fotoğraflarla birlikte kısa bir İzlanda turu yapacağız.

Hallgrímskirkja Kilisesi / Reykjavik

Reykjavik’teki en yüksek yapı bir kilise. Lüteryan kilisesi olan Hallgrímskirkja, şehrin hemen hemen her yerinden kolaylıkla görülebiliyor. İzlanda için sıradan bir doğa olayı olan bazalt akıntılar, kilisenin dış görünüşüne de ilham kaynağı olmuş. İnanılmaz sade bir kilise ve içinde 5275 borudan inşa edilmiş 25 tonluk Org’u dinlediğinizde müthiş haz veriyor.

İzlanda’da iç kısımlara 2 ulaşım yolu var. Bunlar kara ve havayolu. Metro ve tren hattı yok. Çift şeritli otobanlarda hız limiti 70 km. Nerdeyse kilometre başında hız limitini kontrol eden fotoğraflı radar sistemleri var yol kenarlarında. Yanından 70 km. hızın üzerinde geçerseniz hemen bir hatıra fotoprafınız çekiliyor J

Estetik ve kontrast renklerden oluşan deniz fenerleri ve renkli Finlandiya evleri  İzlanda’da akılda kalan görsel güzelliklerden.

Kazılan her yerden sıcak hava ve su, lav çıktığı düşünüldüğünde; toprağın derinliklerine müdahale etmemelerinin sebebi kolaylıkla anlaşılabiliyor.  Üstü buz altı kaynayan bir kazanı andırıyor adeta. Yol boyunca rastladığımız coğrafya bizi çok şaşırtıyor, sürekli mola verip fotoğraf çekiyoruz. Mesafeler çok uzun, şelale görmek için 400 km., buzul görmek için 300 km. Yol katetmek zorundasınız.  Otoyollar buz kaplı, araçların lastikleri özel çivili lastik, zincir kullanmak kesinlikle yasak. Trafikte seyir halinde olduğunuz sürece farlarınızı açık tutmak zorundasınız.

İzlanda’da  bazı kelimeleri bilmek turist olarak işinizi kolaylaştırabilir.

VİK=koy , Foss=şelale, Jökull=buzul anlamına geliyor…

Skaftafellsjökull, Vatnajökull adlarının sonuna gelen jökull kelimesinden anlaşıldığı gibi önemli buzullar;

İzlanda şelaleleri : Svartifoss, Seljalandsfoss, Gullfoss önemli şelaleler;

Şelalelerin debisi çok güçlü, buzullarla besleniyor. Gullfoss dünyanın en önemli 10 şelalesinden biri ve “altın şelale” anlamına geliyor.

Turumuzun önemli duraklarından biriside önemli  gayzerlerin olduğu Strokkur. Burada biri büyük, diğeri küçük iki tane gayzer var. Gayzer, fay hatları veya volkanik kırıkların olduğu bölgelerde görüyor . Su ısınınca, patlama yapıyor ve bu kaynar su yeryüzüne fışkırarak çıkıyor. Görsel bir şölen gibi….gezdiğimiz Strokkur bölgesindeki  en büyük gayzer 7-8  dakikada bir patlıyor ve yaklaşık 15-20 metre yüksekliğe kadar çıkabiliyor. Kükürt oranı yüksek olduğundan kötü bir koku duyuyorsunuz, su yeryüzüne çıktıktan sonra soğuyor ve ıslansanız bile bir yanma hissetmiyorsunuz.

Bir başka durağımız Skaftafell Ulusal Parkı. Park büyük bir alana yayılmış, içinde şelaller, nehirlerin yer aldığı bu parkı 2-3 saat gibi bir sürede gezmeniz mümkün.

Avrupa’nın en büyük buzulu olan Vatnajökull’un sınırlarında Jökullsarlon bizi gerçekten çok büyüledi. Herşeyi göze alarak buzula yaklaşıp daha yakın plan fotoğraf alabilmek için evimizden 400 km. Uzaklıkta olan bu yerde çizmelerimle suya girerek ıslanmayı bile göze aldım J Buzul kalınlığının ortalama 400-600 metre olduğu Vatnajökull’un ölçülebilen en yüksek yeri 950 metre. Jökullsarlon bir göl, Vatnajökull eridikçe bu suyla besleniyor. 2008 yılından beri Milli park alanı içine alınmış. Bu buzulun altının yanardağ olduğunu öğrenmek bizi gerçekten çok şaşırttı. Suyun üzerinde serbest olarak yüzen kristal buz dağları gerçekten görülmeye ve fotoğraflanmaya değer…

Önemli bir durağımıza geldi sıra…İzlanda’nın doğa harikalarından en turistik ve popüler olan Blue Lagoon’a gittik. Reykjavik’e 40 dakika mesafede olan ve şehir merkezinden saat başı ulaşım aracı bulabileceğiniz gördüğüm en büyük jeotermal kaplıcalar…

Burası İzlanda’ya gelmenin imzası gibi J Bu jeotermal kaplıcanın suyu açık mavi veya göztaşı atılmış havuz renginde. Bölge adını da bu mavilikten almış.Blue Lagoon. Lagün jeotermal santral olan Svartsengi’den 2 günde bir gelen su ile besleniyor. Kızgın su, elektrik üretmek ve türbinleri çalıştırmak için kullanılıyor. Reykjavik sıcak su ihtiyacını buradan karşılıyor. Tesis olarak çok modern, giriş ücreti standart paket 100 Euro. Bu rakam aldığınız paketin kapsamı (masaj,bornoz, terlik,vb. Hizmetler) genişledikçe yükseliyor.İzlanda çok pahalı bir ülke bunuda bu arada belirtmekta fayda gördüm.

-25 derece soğukta açık termal havuzun içinde olmanın duygusu çok güzel. Hiç üşümüyorsunuz, saatlerce kalıp şifalı suyun,cilde iyi geldiği söylenen beyaz çamurun, sıcağın, havuz içinde servis veren barda hazırlanan karışık meyvalardan yapılan kokteyllerin keyfini çıkartabilirsiniz.

İzlanda’nın değinmeden  geçemeyeceğimiz bir özelliğide yaklaşık 1000 yıldır el değmemiş yarı-vahşi atları…

İzlanda atları,doğada geçirdikleri özgür zamanlar sebebiyleözgür ruhlu ve oldukça karekteristik. İnsancıllar, yanlarına gidince size doğru yaklaşıp kendilerini sevdiriyorlar. İklim koşullarının sert olmasından vücutlarının  tamamını kaplayan uzun tüyler ve boylarının normal bir ata nazaran kısa olması ile korunuyorlar. Otoban boyunca sağlı sollu bütün arazide serbest dolaşımda İzlanda atlarına rastayabilirsiniz.
Bu küçük ve güçlü atlar, ilk kez 10.yüzyılda Vikinglerle gelmişler bu coğrafyaya. İzlanda’da, dışarıdan at ithal edilmesi yasak,bu sayede bu atlar, 1000 yıldır aynı kalmışlar, hiç değişmemişler.

Northern Lights / Aurora Borealis / Kuzey Işıkları

Kutup bölgelerinde gökyüzünde görülen, dünyanın manyetik alanı ile Güneş’ten gelen yüklü parçacıkların etkileşimi sonucu ortaya çıkan doğal ışımalardır.

Biz fotoğrafçıların çekmek istediği özel doğa olaylarının başında gelen kuzey ışıkları ile İzlanda’da ilk gecemizde karşılaştık. Kış ayları, gökyüzünün bulutsuz ve açık olması, şehir ışıklarının olmadığı ortamlar bu büyülü ışıkların en iyi görülebildiği durumlar. Ancak bu şartlar sağlandığı her gece bu ışıkları göreceğinizi sakın düşünmeyin, yanılırsınız.

Akşam yemeğimizi yedikten sonra saat 23:30 gibi hararetli bir hazırlık başlıyordu 2 katlı Norveç evimizde. Termal içliklerimizi , polar kazaklarımızı, bacaklarımızı kapatan uzun montraımızı, eldiven, atkı ve berelerimizi giyiyor, kiralamış olduğumuz minibüsümüze doluşuyorduk. Tripodlarımız bagajımızda, kartlarımız boşaltılmış, şarjlarımız dolu ve yedekli…. Hazırız geliyoruz Aurora Borealis J

Adanın en kötü tarafı sert rüzgarları. Bu sebeple devrilmeyecek, fotoğraf makinalarınızı sağlam taşıyabilecek güvenli, kaliteli tripodlara ihtiyacınız var. Tripodlar kurulup pozlanacak objeye göre manuel pozlamalar yapılıp, yüksek ISO’larda heyecanlı bekleyiş başlar. Kuzey Işıkları bir noktadan doğan ve tüm gökyüzünü bir anca saran, büyülü danslarıyla insanın aklını başından alan çok müthiş bir görsel şölen. Çok hızlı olmalısınız aniden kaybolabilir ve saatlerce birdaha hiç gözükmeyebilirler.Fotoğrafçılara özgü iyi şans hep yanınızda olmalı…yemyeşil bir bulut gibi inceden inceden gökyüzünü saran, çok eski yüzyıllarda tanrıların dansı olarak kutsanan bu büyülü ışık gösterisi karşısında çığlık çığlığa çekimlere başlıyoruz….

Sıcak ve güzel insanların yaşadığı, kuralların, doğallığın ve sadeliğin hüküm sürdüğü  Ateş ve Buz Adası İzlanda’dan ilginç anılar, güzel fotoğraflar ve  dostluklarla ülkemize dönmek üzere uçağa biniyoruz.

Bu sakin ve sessiz coğrafyadan alıştığımız mega şehir karmaşasına doğru yol alırken İlkbahar mevsiminde İzlanda’ ya  yeniden gelebilme hayalleri kuruyorum.

Sevgi ile …..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir