Tecelli ve Tezahür

Yıllar sonra Kayseri’ye ilk gelişimdi.Sonbaharın ilk günleri.Soğuk yüzlerle dolu bir odada sıcak bir gülümseme ile karşıladı beni .

Merhaba; Ben Hayrettin Oğuz.

Neşet ERTAŞ’ı çok seven  Itri  ve Bach hayranı,AndreyTarkovski’yi  müthiş şekilde yorumlayan entelektüel farklı bir bakış açısına sahip öğretmen,yazar ve fotoğrafçı…Fotoğraf görme biçimidir,fotoğraf çeken makine değildir gözdür (gönüldür), diyordu.İlk fotoğrafımı  bir arefe günü baba ocağında mezarlık ziyaretinde çekmiştim ve ilk ona gösterdim.Kompozisyonun fena değil,yerleşim güzel ,altın nokta tamam ….Kompozisyon,vizör ,pozlama gibi  teknik terimler ilgimi çekmiyordu.Ama çekimine kapıldığım ‘Fotoğraf Tecellinin Tezahürüdür ‘söylemi oldu.

Fotoğraflarıyla  anlatıyordu her düşüncesini ve her duygusunu.Dağ’lanmadan dağlanamazsın ,hatırlamıyorum tecellinin olmadığı bir fotoğraf çektiğimi diyordu… Dağ’lanmadan dağlanamazsınbakışı ne kadar sufice bir yorum idi..Fotoğraf heyecanı beni sararken imdadıma UFAD  yetişti…Kurs donemi ve ilk soru ne çekmek istersiniz; Ben Dağ ve doğa demiştim.

Susan SONTAG’ın   Fotoğraf üzerine isimli kitabındaki   ‘bir şeyin fotoğrafını çekmek ,fotograflanmış o şeyi ele geçirmektir’…Cümlesi her fotograf çektiğimde hatırıma gelir.UFADdaki kurs dönemimde o kadar çok fotoğraf cekmiştimve bir çok kaleyi ele geçirmiştim.Ama bir şeyler eksik ve yarımdı.Tarif edemediğim ,ismini koymakta zorlandığım bir şeyler .Kalabalıklar içerisinde yalnızlaştığım,modern toplum kurallarının beni çürüttüğü,eksilttiği,insan olma erdeminin zarar görmeye başladığı  gerçeği . Kayseri’ ye tepeden bakan bir yanı hep soğuk bir yanı hep sıcak ,bir yanı ürkütücü ,bir yanı güven veren Erciyes sanki onunla konuşmamı istiyor hadi söyle seni dinliyorum diyordu…Peygamberlik  Nur dağında gelmişti…’Üzerimi ört ya Hatice’ demişti..sanki Erciyes’in üzerine örten kar O’nun üzerine örtülen mübarek örtü idi. Mevlana Konya’da tennuresi ile semaha  dururken Erciyes bembeyaz tennuresini giymiş sanki Mevlana’ya eşlik ediyordu., CheGeuvara özgürlük için Küba dağlarına çıktığında Erciyes’in yılkı atları onunla birlikte özgürlüğe koşmuştu.

Dağ nurdu,

Dağ yalnızlık ,

Dağ fırtına,

Dağ militan,

Dağ keşiş,

Dağ yoldu…O dağ Erciyes’ti. O dağ Tecelli .O dağ tezahür idi.

Başımı ne yöne cevirsem bir tezahür vardı Develi ovasından seyrederken Akdenize el vermiş Aladağları  ,Sultan sazlığında sanatsal kaygılarla makinamın deklanşörüne basıyordum.Tomarza yamaçlarını seyrederken ,sanki Kerbela’da su isteyen Hüseyin gibi yanan ciğerimi soğutmak için içtim Tekirin buz gibi suyundan…Tomarza’da Ahmet Amcaya  söz vermiştik fotoğrafını gönderecektik…Gönder(e)medik …Köyümün ışıkları görünüyordu çok uzaklarda…Sevdiklerimi bir bir benden alan ve almayı bekleyen mezarlık…Bakınca mezarlıktan yedi tepesi görünüyordu Erciyes’in…Sinan Ağırnas’tan bakınca yedi tepeli şehri görmüştü beklide…

Demir zincirlerle bağladık kaçmasın diye koca dağ..Kendi elimizle yok etmeye başladık onu.Karı, kârımız olsun diye.Oysa ne  çok hayıflanmıştık elektrik tellerinin  oluşturduğu görüntü kirliliğinden..

Koskoca şehirde kalabalıklar içerisindeki en büyük problememimiz aidiyet duygusunun olmaması değilmidir? Oysa Erciyes kimsesizlik duygusunu bitirir ve aidiyet hissedersiniz…eğer sizde ruhunuzu geri istiyor iseniz modern insanın taş ve kaya gördüğü o dağ ile konuşmalısınız.Eminim o bizim sesimize ses verecektir..Bazen bir fotoğraf , bazen bir türkü bazen bir …..

Ve son söz Hayrettin Oğuzdan;

# ‘Dağ ile sohbet etmeyi bilen, rüzgârın, suyun ve çiçeklerin dilini anlayan birisi için yalnızlık mümkün mü?

Aslında şehirde kendini “kalabalıklaşarak ve çoklaşarak” yok eden insan, dağda “yalnızlaşarak ve azlaşarak”çoğalıyor.. Çokluk o kadar az ki ve azlık o kadar çok ki..’

Yazı ve fotoğraf : Ömer ASIM                                                                                                   

#Kaynak

Oğuz Hayrettin (2013) ,Erciyes, Kayseri: Kocasinan Belediyesi Kültür Yayınları

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir